Meloody müzik

Orjinal Adı: August Rush - Tür: Dram, Müzikal, Romantik IMDB Puanı:7.5/10
“Müzik üzerine hoş bir film.”Atilla Dorsay

August Rush - Kalbini Dinle

Hayattan ve onun bitmek bilmez sıkıntılarından uzak durmak gerektiğini hissederiz bazen. Gerçekleşmeyen ve gerçekleşmesi mümkün olmayan şeylere inanıp masalsı hayaller kurmak gerektiğini hissettiğimiz gibi. Masalsı ve bir müzikal kadar müzik dinleyebileceğimiz tam da böyle anlar için; çok ödülleri olmayan ve büyük ses getirmeyen ama izleyiciye iyi ki izledim dedirtebilen bir filmden bahsedeceğim: ‘August Rush’ ya da Türkçe’ye çevrilmiş haliyle ‘Kalbini Dinle’.

İyi yönleriyle başlamak gerekirse; izledikten sonra salak salak sırıtıp iyi ki bu filmi izlemişim dediğiniz filmler vardır ya, bu film de onlardan bir tanesi. Belki alışılmışın da üzerinde bir masalsılık var bu film de , belki hayatın gerçeklerinin yakından bile geçmiyor bu film.Ama biz de bazen sinemayı genellikle bu gerçeklerden uzak durmak, bu masalsı havanın içinde kaybolmak için seçmiyor muyuz? Tamamini oku →

Sinema - Tv kategorisinde yer alan bu yazi 22 Ağustos 2011 tarihinde yazilmis.

Üzerinde gemilerin olmadığı masmavi bir deniz…
Vücudunu okşayan hafif şiddette rüzgar…
Güneş yakmıyor.
Deniz çıplak ayaklarına çarpıyor. Çok hızlı…
Kollarını iki yana açıyorsun. O an hayat, hayat o an; rüzgarı arka fonuna alarak bu şarkıyı fısıldıyor kulaklarına.

“Sevgi sıcacık sarsan üşümesem
Sensizliği asla düşünmesem
Soluğum olsanda beni yaşasan
Yeniden doğmak ister misin?
Sevgi…”

Feridun Düzağaç’ın bence en güzel hediyesi.

Feridun Düzağaç – Sevgili Öyküler

Müzik kategorisinde yer alan bu yazi 22 Ağustos 2011 tarihinde yazilmis.

Her harfinde sen olan; mutlu sonlu masallar yazardım sen varken ve sen, seni her düşündüğümde yazdığım o düşten bozma masalların başrolüydün. Bayram sabahını doya doya yaşayan bir çocuk kadar mutlu, yağmurda ıslanan toprak kokusu kadar saf ve güzel, senin kadar bana yaşama sevinci veren yüzlerce masal, yüzlerce düş.

Ama bilmezsin  sen o masalları-mızı-; çünkü sen de herkes gibi hiç dinlemedin; çünkü anlatmadım; çünkü anlatamadım; çünkü korkardım. Sanki avcumun içinde koruduğum küçücük bir güvercindi düşlerin ve korkardım güvercinin anlatmamla avucumda boğulup ölmesinden.

Bazen söz biter
Acı kalır içinde
Gecelerin de geçmez olur
Gündüzlerin de

Sonra bitti. Ansızın… Ölmemesi için hayatımı verebileceğim o güvercinin gittiğini anladığım an yok oldu düşlerim. Beklenmeyen bir zamanda, beklenmeyen bir yok oluştu ve belki de onun için biterken tüm düşler bu kadar yandı canım. Birer korku filmiydi artık tüm masallar…

Alışmaya, nefes almaya ve gittiğin günden beri hissettiğim göğsümdeki ağrıyı dindirmeye çok çalıştım. Beceremedim. Başrollerinde senin oynadığın o masalların yerine, her dizesi seni çağrıştıran şiirler yazdım.

Sevgilim…O kadar çoktu ki sana biriktirdiklerim, sensizliğinde bitiremedim. O kadar çok sevmiştim ki seni, sevmekten vazgeçemedim.
Oysa sen bitirdin.
Oysa sen vazgeçtin.
En Gitmez dediğimdin,
Gittin..
Sen
Gittin.

Her şey gitti…

Gittiğin dünden beri sen yoksun diye masallar yok, hele hele mutlu sonla biten başrolünde senin oynadığın masallar hiç yok, mutlu olmak yok, nefes almak yok, yaşamak da yok.

Sadece hayalin var ve ikimizde çok mutsuzuz. Sabahtan akşama, akşamdan sabaha kadar seni konuşup, uzun uzun seni anlatıyoruz.

Bir de;

gittiğin günden beri çok özledik biz seni.

19,08,2011

22:43

Not:  Fikret Kızılok’un Düşler şarkısı‘na…

Denemeler kategorisinde yer alan bu yazi 19 Ağustos 2011 tarihinde yazilmis.

Düşünmekten korktuğu için okuduğu kitaba, bugün de o düşünceler yüzünden yoğunlaşamıyordu. Kapatıp, kapağına boş gözlerle bakarak düşünmeye başladı kitabın. Saat sabaha karşı 5′i çeyrek geçiyordu ve odasındaki sessizliği bozan tek şey duvar saatinden gelen tıkırtılardı.

Silkenelip kendine geldiği anda 5 dakikadır kitabın kapağındaki Oğuz Atay‘a baktığını farketti. Bir kaç saniyeliğine Atay‘ın o düşünceli gözleriyle göz göze geldi ve günlerdir kitabı alıp sadece bir kaç sayfa okumakla kitaba haksızlık yaptığını düşünüp kısa süreli bir suçluluk duygusuna büründü. Kitabı her zamanki gibi yatağının altındaki boşluğa bırakıp ayağa kalktı; pencerelere doğru yürümeye başladı.

6 metrekarelik odasının o küçük camından, sokak lambalarıyla aydınlanmaya çalışan, gündüz binlerce insanın geçtiği ama gecenin bu saatlerinde kimsenin geçmeye cesaret edemediği sokağa baktı. Gecenin geç ve yıldızsız bir saatiydi. Yağmur, Nazım’ın o meşhur dizelerine atıfta bulunurcasına korkarak ve yavaş sesle çiseliyordu.

Kafasını duvara yasladı. Pencereyi hafifçe aralayıp yağmur damlalarının sesinin odasında yankılanmasına izin verdi.

Düşüncelerin, bir kaç gündür yaptığı gibi, kafasının içindeki o büyük boşlukta tekrar konuşmaya başladığını hissetti. Belirtilerin aksine o, şizofreni değil yalnızlık olduğunu düşünüyordu bunun.

Bir yandan yağmurun o tekdüze sesine, bir yandan da düşüncelerine kulak verdi; kurtuluşun olmadığını bilerek. Ne susuyor, ne de Olric gibi sorular sorup cevaplayabiliyordu o lanet olası ses. Sadece konuşuyor ve dinletiyordu kendini. Bugün de konuşmaya aynı cümlelerle başlamıştı:“Keşke… Keşke gitmeseydi…”

Denemeler kategorisinde yer alan bu yazi 3 Ağustos 2011 tarihinde yazilmis.
sex hikayeleri